giriş
Olta Dayanışma Röportajı (Part 1) //ODTÜ MT

Olta Dayanışma Röportajı (Part 1)

Olta gelirleri zor durumda olan müzik emekçilerine paylaştırılacak olan bir dayanışma albüm serisi. Olta dayanışmanın oluşmasının başından beri içinde olan Fethi Yıldırım ile konuştuk. Dayanışmanın ne yaptığını ve ne yapacağı hakkında sohbet ettik.

Türkiye’de sürekli müzik örgütlenmeleri oluyor. Olta’yı bunlardan ayıran şey nedir?

Öncelikle henüz işitmemiş olanlar için şunu ifade edeyim, ‘Olta Dayanışma’ Peyk grubunun vokalisti İrfan Alış’ın çağrısı ve öncülüğü ile bir araya gelmiş, henüz dört albüm yayınlamış, çalışmalarını sürdüren, kolektif bir müzik örgütlenmesi. Sonradan Olta ismini alan bu örgütlenmenin temelleri, pandeminin erken zamanlarında İrfan Abi’nin (İrfan Alış) Facebook üzerinden yayınladığı bir çağrı ile atıldı. Aslına bakarsanız yine İrfan Abi başta olmak üzere, şu an Olta dahilinde şarkı yayınlayan, sürece katkıda bulunan ekipler ve müzisyenlerle benzeri planlarımız olmuştu. İşte, “İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan vesaire, farklı coğrafyalardan müzik grupları olarak bir araya gelsek, ilk aşamada sahne gelirlerimizin bir bölümünü ayırıp ortak bir stüdyo kursak, böyle bir şey yapabilir miyiz” diye düşünürken, pandemi döneminde Olta ile somutlayabildik. Süreç baya hızlı ilerledi diyebilirim. İlk aşamada ‘Olta’ fikri, bende ‘Sular Yükseliyor’ gibi, ‘Kent Ozanları’ gibi, 90’lı yıllarda kaydedilen toplama albümleri çağrıştırdı. Çok da iyi albümlerdir, Nekropsi’ye ilk defa Sular Yükseliyor’da denk gelmiştim mesela. Süreç ilerledikçe fark ettik ki ‘Olta’, bu albümlere nazaran çok daha süreklilik arz eden, daha kalıcı hedefleri olan bir proje, hatta ticarileşmeye, müziğin endüstriyelleşmesine karşı bir çeşit kooperatifleşme girişimi gibi. İsim belirsizken, her şey belirsizken herkes bir işin ucundan tuttu ve daha şimdiden dördüncü albüm yayınlandı, bir sürü ekip bir sürü müzisyen şarkılarını gönderdi. Aslında senin bahsettiğin dayanışmalar, örgütlenmeler ucundan kıyısından da olsa son kertede finansal dayanışmalar oluyor. Hedef olabildiğince özgürleştirici, müziği direkt olarak dinleyiciye ulaştırmayı planlayan bir kooperatifleşme ki zaten özünde bu değerlerle büyümüş, bu hassasiyetlere sahip insanlarız. 2010'dan beri kampüsteyim ve bir şekilde içerisinde yer aldığım çoğu organizasyon bir dayanışma ile ortaya kondu, kolektif üretimlerin meyvesi oldu. Olta, bu işlere nazaran çok daha yapısal, ulusal çaplı ve süreklilik arz eden bir dayanışma. Bana kalırsa bu zamana kadar cereyan eden dayanışmalar/örgütlenmeler içerisinde Olta bu yönleriyle öne çıkıyor, ayrışıyor.

Peki Olta sadece sanatçılara mı yardım ediyor?

Geldiğimiz aşamaya kadar ortaya koyduğumuz desteklerden ve amaçladığımız ‘yardım’lardan bahsedeyim. Olta dahilinde, görsel tasarımlarımızı da, mix-mastering işlerini de kendi kendimize hallediyoruz. Öyle ki telif ile ilgili konuları, muvafakatname vb. metinleri de kendimiz hazırladık. İlk albümü yayınladıktan sonra bize katılmak isteyen müzisyenlerden, ekiplerden, atıyorum “ben İzmir’deyim, benim burada stüdyom var, gelin burada şarkılarınızı kaydedin, mix-mastering’i beraber yapalım”, “ihtiyacı olan arkadaşların şarkılarını kaydedebilirim”, “sayfanızın tasarımını ben yapabilirim”, “şarkılarım hazır ama kaydedemiyorum, yardım edebilecek birileri var mı” minvalinde dayanışma mesajları aldık ve hiçbir ticari ilişkilenme olmadan bu sayede birçok yeni şarkı çıktı ortaya, albümlerde yerlerini aldılar. Ben inanıyorum ki bu dayanışma ilerleyen zamanlarda kendini sahnelerde de gösterecek. Pandemi sürecinde işinden olmuş diğer kültür emekçileri de dayanışma dahilinde yer alabilecek, zira müzik emekçileri sadece müzisyenlerden ibaret değil, bunun ışıkçılığı, sesçiliği, dekoru, sahne hazırlığı vesaire, bir sürü süreç ve emek var. Albümlerden elde edilecek gelirleri de bir şekilde süreçte yer alan, alamayan, ihtiyaç sahibi müzik emekçilerine ayırmayı düşünüyoruz, zaten bu amaçla yola çıktık. Yine de dayanışmayı sadece ‘gelir’den ibaret görmüyoruz. Daha şimdiden bir çok arkadaş hiçbir ticari ilişkilenme olmadan bir araya geldi, kendi şarkılarını çaldı, kaydetti ve dinleyicilere ulaştırdı. Elde edilecek gelir konusunda da öncül prensip, ihtiyaç. Pandemi sürecinde birçok kültür emekçisi işinden oldu ve derdini, sıkıntısını anlatabileceği bir muhattap bulamadı. Devletin müzisyenlere, kültür emekçilerine karşı müthiş bir ilgisizliği var. Bu insanlar nasıl geçiniyor, ne yiyip ne içiyor, kimse sormuyor. 1000 liralık bir yardım ortaya atıldı, “müzik susmasın” ismi altında. O 1000 lira kimin, hangi ihtiyacına karşılık gelecek? Bu insanlar aylardır çalışamıyor, emeğini, sanatını sergileyemiyor, sahne alamıyor. Bu sadece müzisyenlerle ilgili bir mesele de değil, dediğim gibi. Bunun mutfağı var, eğlence sektörü çalışanları var, ışıklar söndükten, herkes gittikten sonra sahneyi toplayan, kabloları kolunda çevire çevire toplayan emekçileri var. Müzik öyle bir sektör ki, “e biz ne olacağız” dediğimiz zaman karşımızda bir muhattap bulamıyoruz. Bu nedenle Olta, tam da bu aşamada oldukça dürüst ve dayanışmacı bir rol üstleniyor. Elde edilecek gelir ölçüsünde yapılacak yardımlar da bu motivasyonla, hiçbir sahne emekçisini dışarıda bırakmayacak şekilde yapılacak.

Pandemi döneminde bir örgütlenme oluşmaması ve sorunların bireysel kalması konusuna bir çözüm olarak Olta’nın başka dayanışmalara da önayak olup, beraber hareket etme gibi bir amacı var mı?

Aslında başından beri Olta’da yer alan insanlar olarak -sonradan eklenen insanlar da dahil buna- piyasada canımızı en çok sıkan şey tekelleşme ve ticarileşme iken, Olta başlığı altında bütün alternatif direniş momentlerini tek bir çatı altında toplamak gibi bir derdimiz zaten olamaz. Bu örneklerin sayısı ne kadar artarsa, o kadar mutlu oluruz. Ortak etkinlikler olur, dayanışma bunu gerektirir zaten. Kesinlikle bu çoğulcu tabloyu görmek istiyoruz çünkü prensiplerimiz son kertede ortak; endüstriyelleşmek, tekelleşmek, üretilen müziği metalaştırmak değil. Biz müzik yapmak istiyoruz, bundan keyif alıyoruz.

Peki bu tip örgütlerde dinleyicilerin rolü ne olabilir? Dinleyiciler buna nasıl dahil olabilir?

Şu aşamada söyleyebileceğim tek şey dinleyicilerin Olta albümlerine bir şans vermesi ve dinlemesi. Bu bizim için çok önemli. Bu zamana kadar dinlediğimiz albümlerin, şarkıların çoğu karşımıza “prodüktörün satması gereken ürün” olarak çıktı, endüstriyel ilişkilenmelerin olmazsa olmazı bu. Olta’da bu yok, biz samimi olan, nitelikli olan keşfedilsin istiyoruz. Çünkü şu anda bu grupların sahne almak veya bir mekanda üretimini sergilemek gibi bir şansı yok. Olta albümleri dinlensin, rakamlar artsın ki biz de sadece ‘eli kolu uzun’ prodüktörlerle çalışılınca 110 milyon dinlenmeye ulaşılmadığını gösterelim. Şaka bir yana, müzikle dinleyici arasında ‘prodüktör’ isimli bir köprü olması gerekmiyor, gerekmemeli. İyi bir şarkı yapıyorsan, o şarkı insanların içine işliyorsa, dinlenirsin, dinlenmelisin.

Bu albümlerde yer alan sanatçılar Olta’ya nasıl dahil oluyorlar ya da sanatçılar nasıl bir araya geliyorlar?

Bir şekilde Olta’ya şarkı veren bütün ekipler, süreç dahilinde yer almak isteyen arkadaşlar aynı sıcakkanlılıkla bize ulaşıyorlar ve “selam, biz de bu işin içinde yer almak istiyoruz” diyorlar, “şarkının formatı ne olsun, hangi standartta gönderelim”. Böyle bir içtenlik var ve bu çok hoş. Yani bütün iş gönüllülük esasıyla işliyor. Mesela Feridun Düzağaç projeden haberdar oldu ve üçüncü albümde Peyk’in “Halim Yok” şarkısını İsimsiz Orkestra’yla birlikte seslendirdi, katıldı bize. Sözün özü, Olta dahilinde yer alan hiçbir şarkı, hiçbir üretim, herhangi bir prodüktöre ve ticari yeterliliklere biat etmiyor. Kapı herkese açık.

Devamı: http://mt.metu.edu.tr/yazilar.php?etkyazid=41