giriş
Geeva Flava ile Ropörtaj //ODTÜ MT

Geeva Flava ile Ropörtaj

-

Son zamanların dikkat çeken gruplarından Geeva Flava’yla keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. 23. İstanbul Caz Festivali’nde Genç Caz’a seçilerek festivalde yer alma şansı elden eden grup, son yıllarda müzik dünyasına yön veren İstanbul çıkışlı. Onlarla albümleri, değişen müzik dünyası ve kendileri üzerine gerçekleştirdiğimiz bu sohbeti umarız keyif alarak okursunuz.

1-) Grubunuzda ilk kurulduğundan bugüne bir artış söz konusu galiba, şu an kaç kişilik bir kadro Geeva Flava?

Evet, ilk başladığımız zamanlar grubumuz 4 kişiden oluşuyordu, zamanla başka arayışlara girdikçe ekip büyüdü. Şu an 8 kişilik bir ekibiz.

2-) 2000’li yılların başında patlayan bir Türkçe rock dönemi vardı, sound’u aşağı yukarı benzer birsürü grup çıktı. Şu an tek tük sağ kalan grup var o zamanlardan, artık başka bir dönem başladı müzikte. Son birkaç yıldır bir alternatif furyası var sanki, caza daha yakın, sahnede uzun doğaçlamaların yapıldığı. Bu değişimin sebebi ne sizce? Siz bu sürece neresinden dahil oldunuz, nelerden etkilendiniz?

Her ne kadar genel bağlamda bir soru gibi dursa da bu değişimin sebebini ancak kişisel yargılara başvurarak açıklamak mümkün olurdu. Grubun her üyesinin müziğe yaklaşımı, zaten sosyal ve öznel yargıları doğrultusunda oluşmuş olduğu için biz bu soruya olabildiğince ortak bir cevap vermeye çalışacağız.

İnsanların yaşam tarzı değişti, bu da insanların müzik ile olan etkileşimini ve müziğe ulaşımını değiştirdi. Bu değişimde bize göre dijital çağın etkisi yadsınamaz. 2000’li yıllarda oluşan akımı taşıyan büyük prodüksiyonlar evlerde yapılabilir hale geldi ve yeni akımın başrolü oldu bize göre. Global etkileşim arttıkça fikirler ve ortaya çıkan ürünler çok daha hızlı sentezlenmeye başladı. Müzik türlerindeki muhafazakârlık ortadan kalktı.

Biz bu akımın ve akışkanlığın içerisinde kendimizi ararken birbirimizi bulduk. Biz, bir akımın içine dahil olmaya çalışmıyoruz, aksine doğal ortamımızın etkisi altında müzik üretmeye çalışıyoruz. Müziğimizi yaparken bu toprakların altındakinden ve üstündekinden etkilendik. Sırtımızı doğuya dayayıp, matematiğimizi batıdan öğrendik.

3-) Soundcloud’da farklı ülkelerden yorumlar geliyor parçalarınıza, bayağı da beğeniyorlar sizi, farklı bir ülkede çalmak gibi bir planınız veya isteğiniz var mı?

En çok istediğimiz şeylerden bir tanesi yurtdışında bir festivale katılmak ve Soundcloud’da aldığımız tepkileri kendi gözümüzle görmek. Bu arada Soundcloud’daki parçalar albüm öncesi hazırladığımız demolardan ibaret.

4-) Essef’teki diyaloglar bir yandan her gün duyduğumuz cümleler gibi, arkadaş muhabbeti var, siyasilerle ilgili televizyondan kulağımıza çalınan cümleler var bir yandan da sanki o birbirine girmişlik ve karmaşayla bilinçaltından çekip alınmış gibi. Siz hangi düşünceyle bunları parçaya eklediniz?

Kulağımıza bir şeyler çalındı ve biz bu sesleri müzikal figürlere dönüştürmek yerine kendisini ortaya koyduk. Kelimenin kendisi nefes ve sesten geliyor. Eğer parçanın sonunda derin bir nefes alıyorsanız, seslerin neden orada olduğunu düşünmeye gerekte kalmıyor bizce.

5-) Otomata’da bazı alıntılar var anladığım kadarıyla, Rimbaud’dan mesela, başı da Yabancı’dan sanırım. Geri kalanının size ait olan kısmıyla alıntıladığınız kısmı nasıl oluşuyor?

Burada metnin yazarı, arkadaşımız Onur Bayrakçeken ile cevaplıyoruz sorumuzu. Doğrudur; Rimbaud'dan bir alıntı, Camus'nün Yabancı romanına da göndermeler var. Aslında metnin kendisi Rimbaud'nun o muazzam ifadesinden doğdu: “Ben, bir başkasıdır.” Çokça tartışılmış, üzerine bir dolu yazı yazılmış bir ifade bu. “Ben, bir başkasıyım,” demiyor, “Ben, bir başkasıdır,” diyor. Benliğini nesne haline getiriyor, ona dışarıdan bakıyor. Ben'e dışarıdan bakarsak, onda başka insanlardan parçalar buluruz. İçimizde bir yerde kendimize hiç yakıştıramayacağımız insanlar yatıyor. Bu söylediklerimiz Rimbaud'nun bu ifadesinin bir çözümlemesi değil kesinlikle, öyle bir felsefi birikimimiz yok. Biz buradan bunu çıkardık, bu kadar.

Camus'nün Yabancı romanındaki Melsaurt karakteri de aslında bu ifade ekseninde tartışılabilecek bir durum içinde. The Cure'un “Killing An Arab” şarkısına da konu olan o cinayeti işliyor, bir Arap'ı öldürüyor. Mahkemede, annesinin cenazesindeki hali gündeme geliyor. Çünkü Melsaurt, cenazede en ufak bir üzüntü belirtisi göstermiyor, orada zoraki bulunuyor; hemen ertesinde hiçbir şey olmamış gibi sevgilisiyle takılıyor falan. “Otomata” da buraya gönderme yapıyor işte. Bu durumu Melsaurt'un caniliğinin ispatı sayıyorlar ve onu idama mahkum ediyorlar. Melsaurt'u canilikle itham eden o Fransız mahkemesi, Melsaurt'un yüzünde bir ayna olsa kendisini görecek. Davayı takip eden sözde masum Fransızlar da. Yıllarca Cezayir'de yaptıkları seri katillik değil mi? Belki daha bile kötüsü. Rimbaud'ya işte buradan bağlanıyoruz.

“Otomata”daki öykü de tıpkı Yabancı'da olduğu gibi bir cinayeti anlatıyor ama karakterimiz Melsaurt değil. Bir seri katil var burada. Melsaurt'un aksine serbest kalıyor, çünkü insanlara kendisinin onlardan farklı olmadığını gösteriyor. Burada yorumlamayı bırakalım; insanlara yorumlama alanı bırakmak lazım. Sadece şunu da ekleyelim: Bu öykü yalnızca bir adamın değil, bir toplumun öyküsü. Fransa'nın ve Cezayir'in öyküsü.

6-) Albümünüzü CD olarak görebilecek miyiz bir gün yoksa dijital ortamlardan mı devam edeceksiniz?

Albümümüzü CD olarak yayınlamayı düşünmüyoruz. Ancak diğer albümler için bunu yapmak istiyoruz.

7-) Albüm kapağınızın tasarımı sizden birine mi ait yoksa çalıştığınız birileri var mı?

Beşiktaş’ta bir kahvecide 3 grup üyesiyle oturup bir albüm kapağı oluşturduk. Şimdilik çalıştığımız birileri olmamakla beraber albümümüzün ilk kapak teklifini götürdüğümüzde bize yayınlama vakti kısa olduğundan bunun yetişmeyeceğini ancak bir sonraki albümde bizle çalışmak isteyeceklerini söylediler.

8-) Türkiye’de takip ettiğiniz, konserlerine gitmekten keyif aldığınız kimler var?

Pek çok kişi olmasıyla beraber şimdilik bir kısmını buraya sıralayalım: Quartet Muartet, Telvin, Gevende, Mor ve Ötesi, Ayyuka, Aydın Esen, Kes, Laço Tayfa, İlhan Erşahin, Erkan Oğur, Bülent Ortaçgil, Özdemir Erdoğan, Sagopa Kajmer(eski dönemler), Ezhel, Fatih Erkoç, Habbecik ,Fahir Atakoğlu, Bilal Karaman vs.

9-) Mutlaka dinleyin onlar da güzel şeyler yapıyorlar dediğiniz, önerebileceğiniz birileri var mı bize?

Evet varlar. Daha az bilindiğini düşündüğümüz ve bizce dinlenmesi gereken gruplar şöyle; Skata, BadbadNotGood, Amon Tobin, Mehliana, Woo Park, Julian Lange, Ryoji Ikeda, Baby Metal, Atmosphere, Bob Holroyd, Esmerine, Bill Laurence, Jordan Rakei, Tall Black Guy, Max Graef, Esbjorn Svennson Trio, Christian Scott, Dhafer Yousef, Tigran Hamasyan, Thundercat, Floating Points Ensemble, Mammal Hands, Timber Timbre, Zero 7, Flying Lotus, Nothing But Thieves, Scott Henderson...

10-) En yakın zamanda sizi nerede dinleyebiliriz, kesinleşen konserleriniz var mı?

Şu an kendi materyallerimiz üzerine çalışıyoruz. Kesinleşmiş bir konserimiz yok.