giriş
In Hoodies ile söyleşi //ODTÜ MT

In Hoodies ile söyleşi

-

Şarkı sözlerinden ve okuduğum birkaç söyleşinden anladığım kadarıyla üniversite yılların hayatında önemli bir yer tutuyor, o zamana dönmek ister miydin gerçekten?

Sadece üniversite değil genel olarak geçmişle çok bağlantılı yaşıyorum sanırım. Geçmiş sürekli kafamda tekrar ediyor ve çoğu zihnimde şimdiki zaman algısını işgal ediyor. Soruya tam cevap veremiyorum. Bazen geçmişe dönüp kaybettiğin şeyleri geri alabilmek, başka bir bilinçle farklı davranabilmek istiyorsun. Bazen de daha gençken hissedebildiğimiz daha sert, daha saf, kuvvetli, cesur duygular geri dönebilsin istiyoruz. Zaman geçtikçe yeni korkular büyüyor, kurallar artıyor, eksiliyorsun, Breakfast Club'daki gibi "kalbin ölüyor". Kim olduğunu untuyorsun. Bir açıdan da büyüdükçe daha bilgili, bağımsız, olgun, sağlam hale geliyorsun, öyle söylüyorlar. Ne olursa olsun, hepsi bir çeşit hüzüne çevrili. Ingenue'deki "If i knew now, what i knew then? " duygusu ile "See You In The Next One'daki "I like the way it was. I hate the way it is now? arasında gidip geliyorum.

Yaşadığımız zaman dilimine dair bir burukluk hissi sanırım çoğumuzda var. Umutsuz hissediyor musun?

Evet, herkes gibi. Hiçbir duyguyu uzun süre tutamıyorum aslında, umut hissi de böyle, anlık kalıyor genelde. Bu durum ne kadar bu zaman dilimiyle ilgili emin değilim. Hayat tarifi imkansız acılarla dolu ve bunların çoğu sadece acıyı hisseden kişinin tek başına içine alması, taşıması gereken şeyler oluyor. Bu acının büyük kısmı tabii ki insan üretimi sorunlar kaynaklı, muhtemelen de hep öyle olacak. Hepimiz bir şekilde içinde bulunduğumuz zaman dilimine bir anlam atfetmeye yatkınız. Genel olarak dünyada ve yaşadığımız yerde çoğu şeyin yokuş aşağı, sona doğru gittiğini sanıyorum ama bu da benim sınırlı algımın yanılgısı olabilir. Bu dönemlerin de kendi küçük parlak anlarını ve umut ışıltılarını yaratması kaçınılmaz. Kısacası çok umutsuz ve yalnız hissediyorum ama bu duygularla da olsa üretmeye, paylaşmaya devam etmeye çalışıyorsunuz.

In Hoodies şarkılarında anlatılan ne olursa olsun çocukça, naif bir yansıması var dinleyen için. Kırılmasın dökülmesin diye el üstünde tutulması, pamuklara sarılması gereken bir şey gibi. Ben öyle olduğuna ihtimal vermiyorum ama yine de sorayım, bu planlayarak karşı tarafa geçirilebilecek bir duygu mudur?

Sanmıyorum, yapmaya çalıştığım içsel bir şey. Herkes farklı şeyler hissediyor mutlaka ama dediğiniz gibi, çocuklukla ilgili çok şey var şarkılarda. Sanırım sesimde ne söylersem söyleyeyim kırılgan olduğu hissedilen bir ton da var. Planlı bir şey değil tabii ki :) Kırılmaktan pek korkmuyorum. Kırılganlık aslında dışsal korunmayı, sakınılmayı da gerektirmiyor, farklı şeylerle kendiniz zırhlanıyorsunuz bazen, ya da kendiliğinden, kaçınılmaz bir mesafe doğuyor dışarısı ile aranızda...ama şarkılarda hissettiğiniz şey doğru, teşekkürler.

She Got Caught'un video klibinin yönetmeni Ethem Onur Bilgiç, Sadi Güran'ın da katkısı var. İkisi de Bant Mag. çevresinden tanıdığımız isimler, nasıl bir bağın var o çevreyle?

Ethem Onur'la klibi çekmesi için bağlantı kurduğumda tanışmıştık. Sadi ile daha rastlantısal bir tanışma oldu. İkisinin de yaptıklarını yılladır hayranlıkla takip ediyordum. Hem üretimleri hem varlıklarıyla ikisi de çok değerli benim için. Bant ekibi genel olarak öyle. Çok değerli, çok çalışkan ve ülkede hiçbir üretime sırt çevirmeden arayan, paylaşan, farklı alanlarda çok nitelikli işler yapan insanlar. Bant'ı basılı halindeki ilk sayısından beri okuyorum. Roll ve Bant dergileri sayesinde çok albüme, sanatçıya ulaştım, ilk defa oralarda okudum, dinledim. Hepsi iyi ki var.

Albümle alakalı Chronicles diye bir sergiye rastladım, bunu yapma motivasyonun neydi? Albüm ve singleların görsellerine özeniyorsun bu belli oluyor.

İlk aşamada insanların "şarkıları dinlerken yaptık" diye gönderdikleri birkaç çalışmadan çıktı fikir. Zaten Ethem ve Sadi?nin single?lar ve albüm için yaptıkları çalışmalar vardı. Bunları nasıl paylaşabiliriz, bu çalışmaların değerine layık bir şekilde nasıl daha çok insana ulaştırabiliriz ve neler ekleyebiliriz düşünceleri ile, işlerini çok sevdiğim birkaç ilustratöre yazdım. Yapmak isterlerse, zamanları varsa, albüm veya şarkılar üzerine çalışmalarını rica ettim. Herkes farklı formlarda pek çok şey iletti. Sonunda 50 civarı eserin olduğu Chronicles bir araya geldi. Yapmaya çalıştığım müziğin görsel ifadelerini görmek harika bir şey. Tarihi ve yeri kesinleşmese de serginin yeni eklenen işlerle genişletilmiş bir versiyonu da olacak.

In Hoodies ile çalan herkesi başka gruplardan da tanıyoruz. Nasıl kesişti yollarınız bu ekiple?

İstanbul'da yaşamadığım için insanlara sorarak, beraber sahneyi paylaşmak istediğim insanları arayarak, müziği göndererek oldu bu birliktelikler genelde. Bir buçuk sene içinde pek çok müzisyenle aynı sahnede olma şansım oldu. Tabii pek çoğu farklı gruplarda, ya da projelerde çalışıyorlar. Hepsi müziğe çok şey katan hem harika müzisyenler hem çok değerli insanlar.

Sahnedeyken dengeler değişiyor mu? Bizim şenlikte soundcheck sırasında prova ettiğinizi duyduğum halde Healing çalmadınız mesela. Sahne halini, oradaki kararları ne etkiliyor?

Tabii çok şey değişiyor. Öncelikle sahnede her şeyin tümüyle canlı, sahnede üretilir olması için çalışıyoruz. Dolayısıyla bulunduğumuz sahneye göre ekibin sayısı az ise albümdeki enstruman ve ses yoğunluğunu her şarkıda yansıtmak çok güç. Odtü?de yanımızda synth ve klavyeler olmadığı için soundcheck'teki Healing içime sinmemişti. Bazen şarkılar tek bir gitarla doğru bir şekilde iletilebilirken, bazen 5 enstrumanla bile olsa aynı duyguyu veremeyebiliyor. Kimi zaman seyircinin yaklaşımı çok daha uzun sahnede kalmaya götürüyor. Dolayısıyla kararlar, temelde o anki imkanlar ve ne hissettiğimizle ilgili aslında.

Şöyle bir geri çekilip bakınca müzik yapanların hali ne? In Hoodies o toplamın neresinde?

Ana akım ya da popüler müzik, adı her ne ise, genel beğeniye yönelik yapılan şarkılar çok daha kolay insanlara ulaşıyor tabii ki. Genel anlamda ülkede müthiş üretimler var. Çok görünür durumda olmasa da, her sanat dalında. Sonuçta, yaşadığımız yerde anadil olmayan bir lisanda, ana akıma kıyasla az dinlenen bir müzik yapmaya çalışıyoruz sanırım. Neredeyiz tam olarak bilmiyorum ve üzerine çok düşünmemeye çalışıyorum. Kısa zamanda çok büyük sahnelerde, toplamda binlerce insanla müziği paylaşma şansım oldu. Benim için önemli olan, müziği ön planda, merkezde tutarken, şarkıların bir anlam ifade edeceği, dinlediklerinde bir şeyler hissedebilecek insanlara ulaşması. İnsanlara kolay ulaşabilecek şeyi yapmak değil, hissettiğimi ulaştırmaya çalışmak, paylaşmak, demek istediğim. Bunun dışındaki şeyler, hep sonraki planda.

In Hoodies müziğini kim dinler sence?

Gerçekten bilmiyorum. Ev hanımları ? Sınavına geç kalıp sınıfta kalan üniversiteliler, sınıfta saati izleyen öğrenciler, sabah kravatını bağlayamayıp işe yetişmeye çalışırken üzerine kahve döken insanlar geliyor aklıma. Koyu kahve içip uyuyanlar, yükseklik korkusu olan bir trapezci, kan görmeye dayanamayan bir cerrah, kaybettiği insanların fotoğraflarını cebinde taşıyan ve cüzdanı çalınan biri, yüzlerce mektup yazıp seneler sonra yanlış adresten dolayı mektupları iade alan biri, istemediği işlere hapsolan, çıkamadıkları yerlerde yaşayan, hiçbir yere ait hissedemeyen insanlar, kış uykusu hayal edenler, etrafında onlarca insan dans ederken veya içerken yalnız hisseden, toplumsal kabulle sorun yaşayan kişiler beliriyor kafamda ama bilmiyorum. Tekerlekli büyük çuvallarla kağıt toplayan çocukların, bant sisteminde oturup bir günde binlerce kez aynı düğmeye basan çalışanların kulaklıklarında olabilmesini isterdim şarkıların. Müzik kime iyi gelebilecekse o insanlar dinleyebilsin istiyorum.

Ben de son olarak ilginiz ve güzel sorularınız için teşekkür ederim. Odtü'de olmak hep harika. Yine görüşmek üzere.